17 Nisan 2010 Cumartesi

Beni Vur, Beni Ellere Verme















sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim

belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.




Arada bir uğramak lazım aslında. Bu da böyle olsun ne bileyim, Ah Muhsin'in hatırına.

Beş Şehir de izlenmeli hani.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Hayatta belki de en yakın olduğun insanın, şu an gezegenin en uzaklarında olması ne kötü.

Altıncı gün

Benim söylemek için çırpındığım gecelerde,
Siz yoktunuz.

14 Şubat 2010 Pazar

Gerçek anarşistler dünyayı yakmaz, boyarlar.





İngiliz grafitti sanatçısı Banksy'nin çok sevdiğim dört çalışması. Ortadakine dikkat :)

...13 14 15...

"Bu 14 Şubat'ta hakiki âşıkları, bulunabilirlerse eğer, nadir mahluklar misali kafeslere koyup meydan meydan dolaştıralım. Bunca şirket, bunca sefalet, bunca alavere dalavere, bunca zulüm, bunca korku, bunca ihtiras, bunca reklamın orta yerinde âşık olabilenlere, hakiki ve saf aşkı bünyelerinde yaşatabilenlere cümleten tapalım. Hatta yassı kolilerdeki monte etmesi pek zevkli mobilyalarla yuvalarını da biz kuralım. Kırk gün kırk gece düğün yapalım, küçük kırmızı kalp yastıklarla yastık savaşı yapalım, 'aylavyu' yazılı fincanları yerlere çalıp sirtaki yapalım, fesat ve hasetle taşlaşmış ruhlarımızı bir müddet askıya alıp aşk varmış ve mümkünmüş gibi yapalım..."

Murat Uyurkulak


Ben bu adamın söylediği her şeyin altına imzamı atarım yemin ediyorum. Alışveriş listesi yazsa okurum. Evet...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Portishead: Third


Elime yeni geçti Portishead'in üçüncü albümü "Third". İlk albümde çok sevdiğim karanlık havadan ödün vermişler biraz. Olsun, daha da özgünleşmişler. Machine Gun albümün gözbebeği olmuş kanımca. Hunter da pek güzel. Sevenlerine duyurayım, reklamını yapayım dedim. Yeni tanışacaklar için ilk albümden geliyor, Glory Box:


Dylan



All I can do is be me, whoever that is.

All the truth in the world adds up to one big lie.

Chaos is a friend of mine.

Money doesn't talk, it swears.

No one is free, even the birds are chained to the sky.

Some people feel the rain. Others just get wet.

7 Şubat 2010 Pazar

Tesadüf?

Her şey,

"I know what it is to be young"la, saçlarını kısa kestiren bir kızla, ve bir miktar teasdüfle başlamış aslında.

Şimdi görüyorum. Hayatımın altın çağı böyle start almış işte.

The Wall falan...
















Yarın okul var,
Ve pazar günlerini hala sevmiyorum ben.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Blues...


İyidir.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Kısa Kısa...

Avrupa değişik bi' şey. Mesela Lüksemburg ve Brüksel de akşam 6 da hayat bitiyor. Bir tek publarda falan insanlar oluyor.

250 çeşit biraları var lan! Benim ülkemde 250 çeşit bira olsa, övünmekten nefes almaya fırsat bulamam. Ama otuzbeş tane falan denedim(evet çüş), Efes alayına beş takar bence.

Ey okur mutlaka oku bak lütfen ama: Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım. İkinciyi de bitirdim, tekrar etmekte fayda var, kaçırmayın.

Dün sıkıntıdan eski Türk filmlerini falan karıştırırken bir tanesine denk geldim. "Güneş ne zaman doğacak?" filmin adı. Anti Komünizm propogandası falan işte. Bir elemanı "Allahsızlığı yayma kürsüsü başkanı" olarak tanıttılar. Hayatta duyduğum en komik şey sanırım. Henüz gülemiyorum o yüzden, şoktayım hala.

Şemsiyen olunca, yanına sığınan arkadaşlarına azıcık da olsa tepeden bakmıyor musun? Bence bakıyosun.

Mentollü şeyleri sürekli ağzına atan adamdan azıcık tırsarım, karanfil çiğneyen adam beni dehşete düşürür bak. Söylemedi deme.

Birinden intikam almak gerekiyorsa, öncesinde Tom Waits'in Black Wings'ini dinle bence okur. Acaip havaya girersin.

Bütün Avrupayı paketlenmiş halde, mont üstüne mont dolaştıktan sonra, bugün hava azıcık güzel ya, tez canlı gibi giydim trençkotu. O kadar da tırt adammışım. Yağmur yağdı.

Arkadaşını zorla biyere götürürsün, orası senin sevdiğin mekandır da, sevecek mi sevmeyecek mi diye gerilirsin ya, dünyanın en büyük ikinci gerilimidir bence o.

Haa.. Arkadaşı zorla kendi berberine götürüp, traşını sevip sevmediğini anlamaya çalıştığın an işte, dünyanın en büyük gerilimi.

Karar verdim, iran kedisi genleri işlenmiş, 68 yıldır evli, antidepresan bağımlısı bir insan kadar sakin olucam bi süre. Manyak gibi oldum çünkü inceden.

Hadi görüşürZü.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Can Baba



En uzak mesafe ne Afrika'dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan.


18 Ocak 2010 Pazartesi

Karnaval Sırasında Başlayan Bombardıman


Henüz bitiremedim işten güçten, sınavdan mınavdan; ama Murat Menteş'in ikinci kitabı(Birincisi için bkz. Dublörün Dilemması), son zamanlarda okuduğum açık ara en akıllıca yazılmış, en keyifli şey.

Tol ve Har'dan beri günümüz Türk Edebi Cephesi'nde okumaktan çok haz aldığım bir eser olmamıştı. Ümidimi kaybetmek üzereydim.O sırada en afili filinta Murat Menteş geldi peşine taktığı Çetecileri, Mafya babaları, bebek bezi satıcıları, albino yetimleri ve tehlikeli hatunları ile.

Tarantinovari şık bir klark çekip, bana dönmeden önce, aramızdaki boşluğa sigarasının dumanını üfledi:

Korkma, ben varım!

Ayrıca:

(Misafir Sanatçı: Ersin Karabulut)
Hayatta beni kahreden şeylerden biri de, Şu koca Şehr-i İstanbul'da hala bir "Favourite Spot" umun olmayışıdır.


Sana sesleniyorum…
Yüksek sesle haykır.
Sana sesleniyorum bütün insanlık
Ayağa kalk ve onurlu ol
Gökyüzüne çevir sesini
Ve yüksek sesle haykır
Siyahım ve onurluyum
Sana sesleniyorum bütün kardeşlerim
Ayağa kalk ve diren
Yumruğunu havaya doğru sık ve isteklerini haykır
Adalet için, barış için, özgürlük için, birlik için
Sana Haykırıyorum ey insanlık
Daha yüksek sesle ve açıkça haykırıyorum
Sana sesleniyorum orada burada devrimden bahseden
Başını göğe kaldır ve yüksek sesle haykır
Siyahım ve onurluyum
Sana ulaşmaya çalışıyorum
Baskıyı üzerinde hissedenleri kurtarmak için
Bilmiyor musun ki direnmek sana kalmış
Adalet için, barış için, özgürlük için, birlik için.

Cassius Clay'den sonra gelmiş en büyük boksör,
Devrimci boksör,
Şair boksör:

Muhammed Ali

Mutlu Yıllar sana.

16 Ocak 2010 Cumartesi

"Sırf bazılarımız okuma-yazma biliyor ve biraz da matematikten anlıyor diye evreni fethetmeye hakkımız yok."

Kurt Vonnegut

I. Dönem Karnesi

Hazır okudan karne almama az kaldı, bir karne de kendime vereyim dedim. Durup pek iç açıcı değil:

Başarısız oluyorum diye kaçtığım her şey, üzerime daha çok, daha hızlı, daha öfkeli geliyor.

Hayatım ertelemelerle dolup taştı. Bu ertelemenin kanıtlarını her yerde görmem mümkün:

Panoya asılmış ders çalışma programları, okunması gereken kitaplar, aranması gereken aile üyeleri, spora başla yazılı bir kağıt, çalışmam gereken derslerin notları ve saksafon metodları...


Her şeyi yapmak isteyip, hiçbir şeyi tam olarak yapamama durumu,ya da birinin zamanında yaptığı paranoya tanımı baş gösterdi bende:

"Hiçbir şey olamama korkusu yüzünden hiçbir şey olamamak."

Üzerimde ertelediklerimden bir yığın oluşmaya başlamış gibi hissediyorum. Bir şeyleri erteledikçe daha da eziliyorum sanki.

Anlayacağın, ölümüm ertelediklerimden olacak.

Ama söz,
yarın spora da başlıyorum, dersime de düzenli çalışacağım, aramam gerekenleri arayıp her gün saksafonumla da ilgileneceğim. Hepsine başlıyorum yarın.


Adam olmam ben evet. =)


15 Ocak 2010 Cuma

Soruyorsun,
Yüzü avuçların arasında:


-Ama canımın içi, böyle şeyler yalnız romanlarda olur
Biz roman mıyız acaba?

Oh!

The Smiths hayranları genç yaşta ölür diye bir laf vardı ya, değilmiş öyle. İçim rahatladı:

http://leftoverteacups.blogspot.com/2010/01/there-is-light-that-never-goes-out.html

Alternatif Depresyon Tedavileri Bölüm Bir

Pazartesi son bir sınavın vardır, Cuma günü o haftanın son sınavını alelacele verir, çıkarsın okuldan. Sınav iyi geçmiştir, yorgun; ama heyecanlısındır. İki gün özgür gezebilecek, bir gün son sınavına girecek, ardından İstanbul'da başlayıp, Bruges'da devam eden ve gene İstanbul'da sona erecek dolu dolu bir sömestr geçireceksindir.

Eve gelip gene alelacele üstünü değiştirir, enstürmanını hazırlarsın. On dakika aradığın nota defterin, nota sehpasının üstünde, odanın ortasında "lök" diye durmaktadır. Aptallığına gülerek tıkarsın çantana bir kez daha aceleyle defteri, çıkarsın evden.

Acaip bir soğuk vurur yüzüne yol boyunca, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın kapısından içeri girer, hocanla buluşursun. "N'aber abicim?" der, gülümser "Perişan" dersin. Dersinize, okulun Saksafon bölüm başkanı da tanıklık eder, tonunu beğenir. Hocan ders bitimi, "Ufuk hoca sevdi seni" dediğinde, seneye buraya girmenin daha kolay oalcağını fark edersin, gülümseyerek ayrılırsın binadan.

Paltonda bırakıp sessize aldığın telefonun mesajlarla dolmuştur, süratle seni bekleyen arkadaşlarının yanına varırsın. Bir kadeh şarap ve uzun süredir görüşülmeyen çok yakın arkadaşlar bekler masada..

Biri, İrlanda'ya gideceğiz bir gün der sana hevesle, Oscar Wilde'ın orjinal dilinde oyunlarının olduğu deri kaplı bir kitabı sana hediye etmek istediğini; ancak kitabı bulamadığını söyler,ardından ta İngiltere'den aldığı ufak bir Beatles rozetini tutuşturur eline ayrılıma faslında:

"Aklında olayım da ara hayırsız herif"

Yorgun; ama mutlu, mutlu; ama yorgun varıp eve, şahsi tarifin olan kahvemsi şeyden hazırlar, en sevdiğin yazarların açtığı blogu okursun keyifle.

Uykunun gelmeye başladığı vakit o arar, böylece huzurla yatarsın yatağına. Bu gün de boşa geçmemiştir artık ne de olsa.

12 Ocak 2010 Salı

Depresyon?

Herkesin başına geliyor mu bu?

Geçmiyor, yemin ederim geçmiyor iki haftadır. Fena bir şey, kendine tahammül edememe durumu yani. Evimden, Kadıköyden, aynı dersaneden, aynı okuldan, sesimden, kendimden sıkılıyorum yahu!

Canım hiçbir şey yapmak istemiyor.Bütün gün boş durunca daha da kötü hissediyorum ama.

Müzik dinlemek birşeyler hissetmemi sağlamıyor, aksine başımı ağrıtıyor. Sanki kafamda sürekli gergedanlar, orangutanlar çiftleşiyor.


help if you can i'm feeling down
but i do appreciate you being round
help me get my feet back on the ground
won't you please help me



Birini mi özlediğimden acaba?

4 Ocak 2010 Pazartesi

Çok güzel değil mi?

3 Ocak 2010 Pazar

Bazen çok boktan şeyler olur hayatta hani...

Biri ile aran ciddi anlamda bozulur, söylememen gereken şeyler söylersin, unutursun zamanla da. Sonra bir gün o birisi aklına gelir. İstesen, ne kadar çabalasan dahi, aranı düzeltemeyeceğini, bazı şeylerin onarılamayacak kadar kırıldığını hissedersin.

Hayatta hiçkimseyi kazanamayacağını bilirsin zaten; ama bir gün, bazen bazı insanları "kaybedebileceğini" anlarsın apansız. Bir avuç insan vardır çevrende yanlarında huzur bulduğun, dehşete düşer, korkarsın.

Kalanları da kaybetmekten korkarsın,

Kendinden korkarsın.

29 Aralık 2009 Salı

Is this?


İngilizleri filmlerini seviyorum zaten genel olarak. Cesur filmleri ise daha çok seviyorum. This is England, o cesur filmlerden biri.

80 lerin ilk yarısında, Lennon'un "The dream is over" sözünün tüm ağırlığıyla dünyanın üzerine çöktüğü zamanlarda, Thatcher İngilteresinde geçiyor film. Geçmekle de kalmıyor, "Demir Leydi"nin İngilteresi'ni iliklerinize kadar hissettiriyor.

Sefaletle, rüyanın ve güzel günlerin bitişi ile serseme dönmüş, boşluğa düşmüş hakın öfkesi, birlikte yaşadıkları insanlara çarpar, faşizm adayı kasıp kavururken; kamerayı babasını savaşta kaybetmiş 12 yaşındaki Shaun'a doğrultuluyor yönetmen/senarist Shane Meadows.

Film muhteşem müzikleri, doğal-inandırıcı oyunculuğu ve güçlü altmetni ile sizi finale getirdiğinde, "Biz ırkçı değiliz ya, milliyetçiyiz. Milliyetçi olmak, ülkeyi sevmek kötü mü?" adamlarıyla halen, başka bir coğrafyada yaşadığınızı fark ederken vicdanınızla karşılaşıyorsunuz.

Morrissey in sözleri dökülüyor dudaklardan:

"please please please let me get what i want... "

28 Aralık 2009 Pazartesi

Bundan Sonra Böyle

Angie mızmız çıktı. İstemiyomuşmuş başlık stilinin kullanılmasını falan. Başlık düşünme olayına oldum olası kıldım zaten. Bundan sonra yok o yüzden galiba yazılarda başlık.

Birbirimiz Anlamak


"Yalnız ve güzel" ülkemize dair objektife takılan en güzel anlardan biri sanırım. Umut verici...

Blue (Cowboy Bebop OST)

İki 28 aralığı beraber geçirdik. İkisi de harika günlerdi ve ilki bana çok sağlam bir dost verdi. Bu gün 28 aralık ve hiç heyecan verici-güzel bir şey olmadı. Garip geldi şu an düşününce. Ara ara zaten kaldırması zor bir gerçek olarak fark ediyorum bunu:

Sen uzaktasın ve yanında olamıyorum.

Zaten senin için yeterince zorken, bir de ben canını sıkmak istemiyorum. Yapabileceğim en iyi şey söz vermek sanırım ve söz sana, sen yazın geri döndüğünde aramıza, kocaman kestaneli bir pasta ve bir şişe limonata-biliyorum çünkü, kola sevmezsin sen-ile çalacağım kapını. Sen bunu okuduğun halde büyük bir nezaket göstererek şaşırmış gibi yapacaksın. Öyle gerektiği için değil, öyle mutlu olduğundan ama.

Diğerleri gelecek ardından. Dördümüz, "marşmelov" olacağız gene parkeler üzerinde.

Ne mutlu, hayatımda tanıdığım en gerçek, en doğal, en şaşırtıcı insan; doğuştan protest, kocaman kıvırcık saçlı kız... Ne mutlu ki bu dünyada olduğu günler, yıllar artıyor. Ne mutlu ki varsın.

Diye düşünürken, bunu yüzüne söylemenin keyfini tadacağım o gün.

Sen ben ve diğer yarısı "marşmelov"un, güzel yaşadık, güzel günler gördük, gene göreceğiz. Ve ne olursa olsun her zaman beraberiz.

"Arkadaşlık birlikte geçen saatler, dakikalar değildir sadece" demek düşüyor sanırım geriye.

Mutlu ol, sağlam kal Fermie,

Şimdilik böyle işte.



"where will i be this time tomorrow?
jumped in joy or sinking in sorrow"

"anyway YOU should be doing all right
doing all right"

27 Aralık 2009 Pazar

Auld Lang Syne (Frank Sinatra)

Art by armene

Az önce çam ağacımızı süsledik. Işıklar yarına kaldı ama olsun. Bütün heybeti ile duruyor salonda kendisi şu an.

Yılbaşı denilen şey-bir çok şey gibi-insanoğlu tarafından yaratılmış, pratik olarak faydasız kavramlardan olsa da mutlu ediyor insanı. Neden bilinmez, alt tarafı 31 Aralık'tan 1 Ocak'a geçeceğiz; hemen "üüüüüççç çikiiiii biiiir" diye sayalım, içelim, o salak düdüğümsü, nefesle genişleyen şeyleri-bilemedim adını şimdi- üfleyelim falan istiyoruz.

Salakça; ama seviyoruz şimdi yalan söylemeyin. Ben en azından o "Yılbaşı Ruhu" denilen şeyi seviyorum klişeleşmiş "Yeni yıl bize güzel günler getirecek",yok "Savaşlar bitecek", yok "Noelbaba hepimizi kucağına oturtacak" muhabbetlerine rağmen.

Ama bu yıl garipsediğim bir şey var: Etrafta "yıl başı klişeleri"nden pek eser yok bu sene. Ne devasa, yeni yıldan nemalanmaya çalışan "Satın Al!" temalı billboardlar, ne de berbelerin, mahalle kasaplarının bile kara benzeyen köpükle, girilecek seneyi yazdığı dükkan-mağaza camları gözüme çarpıyor bu sene.Garip...

Sözün kısası biz gene "Ebelöy!" "Helezört" diye salak salak eğlenerek, 10'dan geriye anırarak sayıp heyecana kapılarak, önümüzdeki 365 gün ve 6 saatin bir öncekinden biraz daha iyi olmasını dileyerek gireceğiz yeni yıla.

Biraz erken oldu; ama kocaman ağaç kurduk az önce. Yeni yılınız şimdiden kutlu olsun millet.


Not: O değil de ben hiç birinize hediye almadım :)

Meeting Place (The Last Shadow Puppets)

Bu gün dersaneden çıktıp Moda Sahil'e indim iki arkadaşımla. Kayalarda oturup kahve, çay içtik(evet orada adam var geze geze çay kahve satıyor çok acayip); üşüdük, kayalarda koşarak yarıştık,bunların üstüne şaşırtıcı da olsa bayağı bir felsefe konuştuk...

Sonra planladığımız üzere "eski" bir arkadaşım geldi. Uzun süre sonra, onunla yeniden eğlendiğimi fark ettim.

Zamanında aranı oldukça bozduğun "eski" arkadaşların, üzerlerinden o sıfatı alıp, onları yeniden değerli kıldığında, çok güzel sonuçları oluyor bazen.

Bu günü "O arkadaşımla" geçirdim.

Yılın az sayıdaki gülümseyen günlerindendi.


Not: Yazılara şarkı isimlerini başlık yapmak çok hoş bir olay, Angie izin verirse devam edeceğim buna =)

Oscillate Wildly (The Smiths)

Merhaba.

Şimdi buraya yeni başlangıçlar, yeni yolculuklar falan diye bik bik etmeyeceğim korkmayın.

Açıkçası çok sıkılmıştım blogun eski halinden. Sürekli karamsar şeyler yazmaya itiyordu beni tema falan.Üstelik son zamanlarda bayağı devamsızlık yapmıştım.

Şimdi blogu günlük olmasa da "birkaçgündebirlik" olarak kullanacağım sanırım. Arada kısa öyküler falan da koyarım uyarıma gelirse.

Kendinize iyi bakın, sık sık görüşeceğiz umarım.



Not: Blog başlığını The Last Shadow Puppets'e kaptırsa da; Moz da, The Smiths de, Oscillate Wildly de candır, hatta Moz bir özgecandır falan.

Not 2: Yardımları için Fermium'a bisürü free hug+bi' kilo mandalina
 
Copyright 2009 The Age of Understatement. Powered by Blogger
Blogger Templates created by Deluxe Templates
Wordpress by Wpthemescreator