20 Ocak 2010 Çarşamba

Can Baba



En uzak mesafe ne Afrika'dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan.


18 Ocak 2010 Pazartesi

Karnaval Sırasında Başlayan Bombardıman


Henüz bitiremedim işten güçten, sınavdan mınavdan; ama Murat Menteş'in ikinci kitabı(Birincisi için bkz. Dublörün Dilemması), son zamanlarda okuduğum açık ara en akıllıca yazılmış, en keyifli şey.

Tol ve Har'dan beri günümüz Türk Edebi Cephesi'nde okumaktan çok haz aldığım bir eser olmamıştı. Ümidimi kaybetmek üzereydim.O sırada en afili filinta Murat Menteş geldi peşine taktığı Çetecileri, Mafya babaları, bebek bezi satıcıları, albino yetimleri ve tehlikeli hatunları ile.

Tarantinovari şık bir klark çekip, bana dönmeden önce, aramızdaki boşluğa sigarasının dumanını üfledi:

Korkma, ben varım!

Ayrıca:

(Misafir Sanatçı: Ersin Karabulut)
Hayatta beni kahreden şeylerden biri de, Şu koca Şehr-i İstanbul'da hala bir "Favourite Spot" umun olmayışıdır.


Sana sesleniyorum…
Yüksek sesle haykır.
Sana sesleniyorum bütün insanlık
Ayağa kalk ve onurlu ol
Gökyüzüne çevir sesini
Ve yüksek sesle haykır
Siyahım ve onurluyum
Sana sesleniyorum bütün kardeşlerim
Ayağa kalk ve diren
Yumruğunu havaya doğru sık ve isteklerini haykır
Adalet için, barış için, özgürlük için, birlik için
Sana Haykırıyorum ey insanlık
Daha yüksek sesle ve açıkça haykırıyorum
Sana sesleniyorum orada burada devrimden bahseden
Başını göğe kaldır ve yüksek sesle haykır
Siyahım ve onurluyum
Sana ulaşmaya çalışıyorum
Baskıyı üzerinde hissedenleri kurtarmak için
Bilmiyor musun ki direnmek sana kalmış
Adalet için, barış için, özgürlük için, birlik için.

Cassius Clay'den sonra gelmiş en büyük boksör,
Devrimci boksör,
Şair boksör:

Muhammed Ali

Mutlu Yıllar sana.

16 Ocak 2010 Cumartesi

"Sırf bazılarımız okuma-yazma biliyor ve biraz da matematikten anlıyor diye evreni fethetmeye hakkımız yok."

Kurt Vonnegut

I. Dönem Karnesi

Hazır okudan karne almama az kaldı, bir karne de kendime vereyim dedim. Durup pek iç açıcı değil:

Başarısız oluyorum diye kaçtığım her şey, üzerime daha çok, daha hızlı, daha öfkeli geliyor.

Hayatım ertelemelerle dolup taştı. Bu ertelemenin kanıtlarını her yerde görmem mümkün:

Panoya asılmış ders çalışma programları, okunması gereken kitaplar, aranması gereken aile üyeleri, spora başla yazılı bir kağıt, çalışmam gereken derslerin notları ve saksafon metodları...


Her şeyi yapmak isteyip, hiçbir şeyi tam olarak yapamama durumu,ya da birinin zamanında yaptığı paranoya tanımı baş gösterdi bende:

"Hiçbir şey olamama korkusu yüzünden hiçbir şey olamamak."

Üzerimde ertelediklerimden bir yığın oluşmaya başlamış gibi hissediyorum. Bir şeyleri erteledikçe daha da eziliyorum sanki.

Anlayacağın, ölümüm ertelediklerimden olacak.

Ama söz,
yarın spora da başlıyorum, dersime de düzenli çalışacağım, aramam gerekenleri arayıp her gün saksafonumla da ilgileneceğim. Hepsine başlıyorum yarın.


Adam olmam ben evet. =)


15 Ocak 2010 Cuma

Soruyorsun,
Yüzü avuçların arasında:


-Ama canımın içi, böyle şeyler yalnız romanlarda olur
Biz roman mıyız acaba?

Oh!

The Smiths hayranları genç yaşta ölür diye bir laf vardı ya, değilmiş öyle. İçim rahatladı:

http://leftoverteacups.blogspot.com/2010/01/there-is-light-that-never-goes-out.html

Alternatif Depresyon Tedavileri Bölüm Bir

Pazartesi son bir sınavın vardır, Cuma günü o haftanın son sınavını alelacele verir, çıkarsın okuldan. Sınav iyi geçmiştir, yorgun; ama heyecanlısındır. İki gün özgür gezebilecek, bir gün son sınavına girecek, ardından İstanbul'da başlayıp, Bruges'da devam eden ve gene İstanbul'da sona erecek dolu dolu bir sömestr geçireceksindir.

Eve gelip gene alelacele üstünü değiştirir, enstürmanını hazırlarsın. On dakika aradığın nota defterin, nota sehpasının üstünde, odanın ortasında "lök" diye durmaktadır. Aptallığına gülerek tıkarsın çantana bir kez daha aceleyle defteri, çıkarsın evden.

Acaip bir soğuk vurur yüzüne yol boyunca, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın kapısından içeri girer, hocanla buluşursun. "N'aber abicim?" der, gülümser "Perişan" dersin. Dersinize, okulun Saksafon bölüm başkanı da tanıklık eder, tonunu beğenir. Hocan ders bitimi, "Ufuk hoca sevdi seni" dediğinde, seneye buraya girmenin daha kolay oalcağını fark edersin, gülümseyerek ayrılırsın binadan.

Paltonda bırakıp sessize aldığın telefonun mesajlarla dolmuştur, süratle seni bekleyen arkadaşlarının yanına varırsın. Bir kadeh şarap ve uzun süredir görüşülmeyen çok yakın arkadaşlar bekler masada..

Biri, İrlanda'ya gideceğiz bir gün der sana hevesle, Oscar Wilde'ın orjinal dilinde oyunlarının olduğu deri kaplı bir kitabı sana hediye etmek istediğini; ancak kitabı bulamadığını söyler,ardından ta İngiltere'den aldığı ufak bir Beatles rozetini tutuşturur eline ayrılıma faslında:

"Aklında olayım da ara hayırsız herif"

Yorgun; ama mutlu, mutlu; ama yorgun varıp eve, şahsi tarifin olan kahvemsi şeyden hazırlar, en sevdiğin yazarların açtığı blogu okursun keyifle.

Uykunun gelmeye başladığı vakit o arar, böylece huzurla yatarsın yatağına. Bu gün de boşa geçmemiştir artık ne de olsa.

12 Ocak 2010 Salı

Depresyon?

Herkesin başına geliyor mu bu?

Geçmiyor, yemin ederim geçmiyor iki haftadır. Fena bir şey, kendine tahammül edememe durumu yani. Evimden, Kadıköyden, aynı dersaneden, aynı okuldan, sesimden, kendimden sıkılıyorum yahu!

Canım hiçbir şey yapmak istemiyor.Bütün gün boş durunca daha da kötü hissediyorum ama.

Müzik dinlemek birşeyler hissetmemi sağlamıyor, aksine başımı ağrıtıyor. Sanki kafamda sürekli gergedanlar, orangutanlar çiftleşiyor.


help if you can i'm feeling down
but i do appreciate you being round
help me get my feet back on the ground
won't you please help me



Birini mi özlediğimden acaba?

4 Ocak 2010 Pazartesi

Çok güzel değil mi?

3 Ocak 2010 Pazar

Bazen çok boktan şeyler olur hayatta hani...

Biri ile aran ciddi anlamda bozulur, söylememen gereken şeyler söylersin, unutursun zamanla da. Sonra bir gün o birisi aklına gelir. İstesen, ne kadar çabalasan dahi, aranı düzeltemeyeceğini, bazı şeylerin onarılamayacak kadar kırıldığını hissedersin.

Hayatta hiçkimseyi kazanamayacağını bilirsin zaten; ama bir gün, bazen bazı insanları "kaybedebileceğini" anlarsın apansız. Bir avuç insan vardır çevrende yanlarında huzur bulduğun, dehşete düşer, korkarsın.

Kalanları da kaybetmekten korkarsın,

Kendinden korkarsın.
 
Copyright 2009 The Age of Understatement. Powered by Blogger
Blogger Templates created by Deluxe Templates
Wordpress by Wpthemescreator